Bu metin, resimden esinlenen kurmaca bir hikâyedir.

Yaz boyunca ayrı şehirlerde çalışan iki kardeş, babalarının kayıklarını onarmak için kıyıdaki eve geldi. Çocukken hangisinin daha hızlı kürek çektiğini tartışırlardı. Şimdi ilk günün çoğunu boya seçerek ve eksik malzemeleri arayarak geçirdiler.
Akşamüstü işi bırakıp kayıkların yanına oturdular. Birinin üzerine eski ağ serilmişti. Deniz sakindi; küçük dalgalar kıyıya kadar gelip geri çekiliyordu. Büyük kardeş sabah erkenden açılmayı önerdi. Diğeri başını salladı.
Sonra çocukken gittikleri koyu, annelerinin hazırladığı sandviçleri ve dönüşte taşıdıkları kovaları konuştular. Güneş alçalırken kimse eve girmek istemedi. Ertesi günkü yolculuktan önce, yıllardır yapamadıkları konuşma başlamıştı.
Kayıklar o akşam kıyıda kaldı. İkisi de bunun boşa geçmiş bir gün olmadığını biliyordu.
Bu kurmaca hikâyenin resmi, sarı ve turuncu gökyüzünün altında bekleyen iki kayığı gösterir. Turkuaz su, kıyıdaki sıcak renklerle buluşur; ağın kıvrımı gözün önünde bir hatıra gibi durur. Resim, denize açılmadan da birlikte bir yolculuğa başlanabileceğini hayal eder. Bazı dönüşlerin ilk işi hareket etmek değil, aynı kıyıda biraz daha kalabilmektir.

Bir Cevap Yazın