Bu metin, resimden esinlenen kurmaca bir hikâyedir.

İstanbul’dan ayrılırken acele etmişti. Son gün vapura binememiş, kıyıda oturup bir çay içmeye bile vakit bulamamıştı. Üç yıl sonra geri geldiğinde ilk iş olarak bir vapur bileti aldı. Valizini arkadaşının evine bırakmış, şehre önce denizden bakmak istemişti.
Hava griydi. Yolcuların çoğu içeride oturuyor, camların ardında telefonlarına bakıyordu. O dışarıdaki sırayı seçti. Kız Kulesi göründüğünde çocukken babasıyla yaptığı yolculukları hatırladı. Babası her seferinde kuleyi gösterirdi; sanki ilk kez görecekmiş gibi.
Sonra bakışını karşı kıyıya çevirdi. Binaların arasından Galata Kulesi yükseliyordu. İki kuleyi aynı yolculukta görmek, ayrı zamanlarda yaşadığı anıları yan yana getirdi. Çocukluğu bir kıyıda, gençliği ötekinde kalmış gibiydi.
Vapur yanaşırken arkadaşına mesaj attı: Geldim. Ardından ekledi: Ama biraz yürüyüp öyle geleceğim. Artık yetişmeye çalışmadan şehre karışmak istiyordu.
Bu kurmaca hikâyenin tablosunda İstanbul’un büyük bölümü gri ve beyazdır. Kız Kulesi ile Galata Kulesi sıcak renklerle öne çıkar. Şehrin bütün ayrıntıları aynı açıklıkta hatırlanmaz; insanın hayatında yer etmiş birkaç nokta, dönüş gününde yeniden renk kazanır.

Bir Cevap Yazın